# Can Sıkıntısı Nasıl Geçer?

An episode of [Varoluşun Halleri](https://invisiblenetwork.ai/podcast/1876606994), 8 Apr 2026, 11 min.

Audio: https://anchor.fm/s/10cf29ab0/podcast/play/118110815/https%3A%2F%2Fd3ctxlq1ktw2nl.cloudfront.net%2Fstaging%2F2026-3-7%2F421611207-44100-2-cb48eb1ef9fbe.m4a

Bu bölümde Arthur Schopenhauer’un çarpıcı fikirlerinden yola çıkarak mutluluğun iki temel düşmanını: acı ve can sıkıntısını inceliyoruz. Boş zamanın neden çoğu insan için bir özgürlük değil de bir yük haline geldiğini, “zamanı geçirmek” ile “zamanı değerlendirmek” arasındaki farkı ve modern insanın bu ikilemde nasıl kaybolduğunu birlikte sorguluyoruz.

## Transcript

[0:00] Merhaba ben Pelin, Dilara çolak varoluşun halleri adlı bu
[0:04] podcast programımda felsefenin bir yaşam biçimi olabileceğini
[0:07] hatırlatmaya çalışıyorum. Her bölümde hepimizin yaşadığı
[0:12] gündelik bir krizden yola çıkarak bir filozof bu konuda ne
[0:15] düşünürdü? Diye soruyoruz.
[0:22] Yoksulluk acı bolluk ise can sıkıntısı yaratır fakat zamanın
[0:27] bolluğu olarak boş zaman ancak cahillerin can sıkıntısıdır.
[0:31] Çünkü sıradan insanlar yalnızca zamanı geçirmeyi düşünürler.
[0:36] Oysa herhangi bir yeteneği olan kimse ondan yararlanmayı
[0:39] düşünür. Bu iddialı ama bence haklılık
[0:43] payı yüksek olan sözler. Arthur shopen Harun yaşam
[0:47] bilgeliği üzerine aforizmalar adlı kitabından alıntı.
[0:50] Kitap bana kalırsa felsefe tarihi içerisinde hem insan
[0:53] psikolojisini hem de yaşam felsefesi yaratma konusunda
[0:57] nelere dikkat etmemiz gerektiğini ele alan en iyi
[1:00] çalışmalardan bir tanesi. O yüzden hem kitaba sadık
[1:04] kalarak hem de üzerine bazı eklemeler yaparak can sıkıntısı
[1:08] ve boş zaman kavramları üzerine birlikte düşünmek istiyorum.
[1:12] Mutluluk meselesi üzerine düşünmeye başladığımızda onun en
[1:15] temelde iki düşmanı olduğunu söyleyebiliriz değil mi?
[1:18] Bunlardan bir tanesi acı, diğeri ise can sıkıntısıdır.
[1:22] Shopınar bu noktada bize şöyle bir cetvel öneriyor, aslında
[1:25] tarihsel referanslarıyla birlikte acı, mutluluk ve can
[1:29] sıkıntısını böyle doğrusal bir hatta düşünmek lazım.
[1:33] Birinden uzaklaştıkça diğerine yakınlaşma ihtimalimiz doğuyor
[1:38] ve aslında yaşam dediğimiz şeyi de bu ikisi arasındaki salınım
[1:41] ve gerilimden oluşuyor. Bu noktada nasıl yani diye
[1:44] düşünebilirsiniz. Çünkü biz genellikle bir doğru
[1:47] çizeceksek, bunun bir tarafına acık bir tarafına mutluluğu
[1:50] koyarız ve acıdan uzaklaştıkça mutluluğa doğru gideceğimizi
[1:53] düşünürüz işte. Kitaptaki bence önemli
[1:56] vurgulardan biri tam da burasıydı.
[1:58] Aslına bakarsanız acıdan uzaklaştıkça mutluluğa doğru
[2:01] yaklaşabiliyoruz ama acıdan çok uzaklaştığınızda da bu defa can
[2:05] sıkıntısının içerisine düşmeye başlıyorsunuz.
[2:08] Çünkü şopun ağrında altını çizdiği gibi dışsal açıdan
[2:12] baktığımızda yoksulluk ve yoksulluk bize acı verir.
[2:15] Burada maddi yoksulluğu veya barınma, güvenlik, sevgi gibi
[2:20] temel ihtiyaçlarımızın yoksunluğundan bahsedebiliriz.
[2:23] O hâlde yoksulluk ve yoksunluk acı verir dedik.
[2:26] Fakat buna karşılık cetvelin tam diğer tarafına gidersek bu defa
[2:31] da güvenlik ve bolluk can sıkıntısı yaratır işte.
[2:34] Tam da bu yüzden ekonomik açıdan dezavantajlı olan halk
[2:38] yoksulluğa yani acıya karşı mücadele verirken zenginler ve
[2:42] seçkinler dünyası ise can sıkıntısına karşı mücadele
[2:45] verirler. Bakıyorsun zenginin biri
[2:48] bunalmış konağında oturmaktan gel gelelim hemen dönüyor geri
[2:52] dışarıda da sıkılıyor çünkü. Yazlığa gitmeye kalkıyor bu kez
[2:56] ama daha adımını atar atmaz. Eşikten başlıyor, esnemeye
[3:00] uykuya sığınarak unutmayı deniyor ya da kente dönüyor geri
[3:05] işte shopınar'ın can sıkıntısını ele almaya başladığı yer burası
[3:09] can sıkıntısı kavramını ekonomik sınıfla ilişkilendirdi.
[3:12] Çünkü aslında ekonomik açıdan dezavantajlı olan sınıf canının
[3:16] sıkılması gibi bir lükse dahi sahip değildir.
[3:19] O hayatındaki acı verici olaylarla mücadele etmektedir.
[3:22] Buna karşısın ancak zenginlik can sıkıntısının nedeni
[3:25] olabilir. Çünkü böylesi bir boş zamana
[3:28] sahip olan sınıf, eğer ki onu doldurabilecek ya da anlamlı bir
[3:32] şekilde yaşayabilecek içsel bir dünyaya sahip değilse boş zaman
[3:36] cahillerin can sıkıntısının kaynağı haline gelir.
[3:39] Bu sınıf içerisindeki kişileri de hazlarına göre üç grupta
[3:43] ayırmanın mümkün olduğunu söyler.
[3:46] Birinci türe giren hazlar yemekten içmekten, sindirmekten,
[3:50] dinlenmekten ve uyumaktan alınan hazlardır.
[3:53] Ikinci tura giren hazlar doğaya gezintiye çıkmaktan sıçramaktan,
[3:58] güreş tutmaktan, dans etmekten, eskrim yapmaktan, ata binmekten
[4:03] her türlü atletik oyunlarda olduğu gibi ava çıkmaktan ve
[4:06] hatta kavga etmekten alınan hazlardır.
[4:09] Üçüncü gruba giren hazlar ise duyarlılık hazlarıdır.
[4:13] Bunlar seyretmekten, düşünmekten, duyumsamaktan,
[4:17] edebiyat, resim ve müzikle ilgilenmekten, öğrenmekten,
[4:21] okumaktan, buluş yapmaktan ve felsefeyle uğraşmaktan alınan
[4:25] hazlardır. Dolayısıyla kişilerin hazlarını
[4:28] belirleyen kuvvet ne derece güçlüyse aslında oradaki
[4:32] mutluluğunda daha kalıcı olduğunu söyleyebiliriz ve şöyle
[4:35] bir kaba taslak bakarsanız bile shopun Harun bu hazler arasında
[4:38] hangisini en üstte yerleştireceği açık değil mi?
[4:41] Duyarlılık hazları yani entelektüel bir ihtiyacın
[4:44] zihinsel bir gereksinimin sonucunda ortaya çıkan hazlar.
[4:48] Tersten gidersek en aşağıda bulunan basit yeniden üretmenin
[4:52] kuvvetine dayanan hazlar daimi olarak tekrarlanmayı
[4:55] gerektirecektir. Böylesi hazlarla ilgilenen kişi
[4:59] onun algısını odağını dolduracak bir oyalanma biçimi bulmak
[5:03] durumundadır kendine. Çünkü duyguyu ve zihni herhangi
[5:06] bir biçimde devinime sokabilmek için sürekli dışsal uyarana
[5:10] gereksinim duyar işte. Bu yüzden shopun hara göre
[5:13] böylesi temel düzeydeki hazlar aslında kişilerin içerisindeki
[5:16] içsel boşluktan kaynaklanırlar. Nitekim onlar can sıkıntısına
[5:20] düşer, düşmez hemen ne pahasını olursa olsun, oyalanmayı,
[5:24] eğlenmeyi, oyun oynamayı veya topluma karışmanın arzusunu
[5:28] duyacaklardır. Çünkü herkesin kendine döndüğü
[5:31] yalnızlıkta bir kimsenin kendinde neye sahip olduğu açığa
[5:34] çıkar. Böylesi bir boş zamanı, kendi
[5:37] zihinsel içsel zenginliğiyle dolduramayacak kişi yalnızca
[5:41] kendi boşluğuyla karşılaşır. Bu noktada şunu
[5:46] düşünebilirsiniz, çevrenizde o etkinlikten bu etkinliğe koşan
[5:50] her gün birileriyle görüşen, sadece eğlenmeye çalışan,
[5:54] eğlenecek insan veya etkinlik bulamadığında bu defa da hemen
[5:57] bir şeyler tüketmeye başlayan, alışveriş yapan, alışveriş
[6:01] yapacak kaynakları veya enerjisi yoksa da bir şeyler izlemeye
[6:04] çalışan insanlar muhakkak vardır.
[6:06] Bu gibi insanlara baktığınızda daimi olarak onların dikkatini
[6:10] dağıtacak bazı uyarıcılara ihtiyacı olduğunu fark
[6:12] edersiniz. Çünkü bizi uyaran o dışsal
[6:15] faktörler. Ortadan kalktığında hepimiz
[6:18] kendi sınırlarımıza doğru çekilmeye başlarız.
[6:20] Orada deneyimlediğimiz esasen kendimiz oluruz işte.
[6:24] Bu yüzden shopun ağar'a göre acı gibi can sıkıntısı da mutluluğun
[6:27] düşmanı. Peki can sıkıntısından kaçınmak
[6:30] kim için mümkün derseniz onlar içsel zenginliği kendi kendisine
[6:35] yeten eğlenmek için dışarıdan çok az veya hiçbir şeye
[6:39] gereksenim duymayan kişilerdir. Her yerde sadece kendimize
[6:42] emanet olduğumuzdan mutluluğumuzu da kendimiz yapar
[6:46] ya da buluruz. Isveçin henüz 19 yaşındaki
[6:49] kraliçesi christie'nin 20 yıldan beri büyük bir yalnızlık
[6:53] içerisinde yaşayan dekart hakkında söylediği şu sözlere
[6:56] bakın, bay dekart tüm insanların içinde en mutlu su ve içinde
[7:00] bulunduğu durum bence kıskanmaya değer görünüyor.
[7:03] Ama bu noktada dekart örneğinde hatırlamamız gereken bir şey
[7:07] var. Başlangıçtaki şu çizelge
[7:09] örneğinde de olduğu gibi dışsal. Larda bir insanın kendisinde
[7:13] mutlu olmasını sağlayacak şekilde olmalıdır.
[7:16] Bilgelik bir mirasla birlikte iyidir ve insanın güneşin
[7:20] altında sevinç duymasına yardımcı olur.
[7:22] Kendi içsel dünyası çok renkli olduğu zihinsel hazlara sahip
[7:26] olduğu halde ya yoksulluktan ya da kimi temel ihtiyaçların
[7:30] yoksunluğundan böylesi zihinsel ihtiyaçlarını karşılama imkanına
[7:34] dahi bulamayan pek çok sanatçı ve düşünür de var değil mi?
[7:38] O yüzden shop'un ağrın mutluluk tanımlamasında ya da mutluluk
[7:41] çizelgesinde yapmış olduğu bu yerleştirme bana çok daha
[7:44] gerçekçi geliyor işin aslı. Özellikle bugün çağımızda
[7:47] insanların mutsuz eden etmenlere bakarsak genellikle bu
[7:51] etmenlerin bireysel değil. Dışsal faktörlerden
[7:53] kaynaklandığını görürüz zaten. Bu yüzden mutluluk sadece benim
[7:57] kişisel olarak elimde olan bir şey olamaz.
[7:59] O noktada dışsal faktörler kendi kendimle mutlu olmam için
[8:03] elverişli olduğunda ancak çizginin bu tarafına doğru
[8:06] geçiyoruz ve can sıkıntısıyla sanatsal üretim arasında
[8:10] entelektüel aktiviteler arasına gidip gelmeye başlıyoruz.
[8:14] Elbette ekonomik kaynaklar kişinin mutluluğu için yeterli
[8:17] değildir ama belirli bir seviyede gereklidir.
[8:21] Işte bu bolluk ve zenginlik içerisinde can sıkıntısına
[8:24] düşmeyen gruba odaklandığımızda bu defa şöyle bir şeyle
[8:27] karşılaşıyoruz, ne demiştik? Üçüncü tür hazza sahip olan
[8:30] insanlar. Ve shopon ağır bunun tam olarak
[8:33] geliştirilebilecek bir şey olduğunu düşünmüyor.
[8:35] Esasen ve bu noktada dar kafalı dediği bir kavramdan bahsetmeye
[8:39] başlıyor. Eğer ki kişiler sadece moda
[8:42] olduğu için veya oyalanmak için yüksek düzeyden entelektüel
[8:46] hazların peşinde giderse çünkü toplum tarafından idealize
[8:50] edilen bu tarz uğraşları onun da sahip olması gerektiğini
[8:53] düşünürse yine esasen en temelde can sıkıntısından
[8:56] kaçamayacaklardır. Bu noktada volterden
[8:59] alıntılayarak çok ilginç bir şeyi söylüyor.
[9:02] Şopunar, gerçek gereksinimler olmadan gerçek hazlar olamaz.
[9:07] Entelektüel, zihinsel gereksinimler olmaksızın
[9:11] gerçekten zihinsel hazlar elde etmeniz mümkün değil.
[9:14] Böylesi sahici hazların her defasında gerçekten sahici
[9:18] gereksinimlere dayanması gerektiğini söyler.
[9:20] Sadece haz almak için entelektüel uğraşlar içerisinde
[9:23] dolanırsanız ya da popüler olduğu için onların peşinden
[9:26] giderseniz yaptığınız şeyi sürdürmek k.
[9:29] Çok çabuk sıkılacak ve yine o boşluğa düşeceksiniz işte bu
[9:33] gruba anlatırken shop'un ağır dar kapalılıktan bahsetmeye
[9:36] başlar ve dar kapalılık en temelde zihinsel gereksinimi
[9:40] olmayan kişidir. Hazları olmayan kişi değil.
[9:43] Bakın zihinsel gereksinimi olmayan kişi.
[9:46] Çünkü bizim yaşansımız, tutkular ve gereksinimler tarafından
[9:50] yönlendirilmediği takdirde oldukça sıkıcı ve yavandır.
[9:53] Tam da bu yüzden salt bir boş zaman, gerçekten tutkuların ve
[9:57] gereksenimlerin yönlendirmediği bir.
[9:59] Aman, seneca'nın da söylediği gibi ölüm'dür.
[10:02] Hatta diri diri gömülmektir. Bu noktada ağırlık merkezi
[10:06] meselesi üzerinden de düşünebiliriz.
[10:08] Eğer ki ağırlık merkeziniz, dışarıdaysa her defasında sizi
[10:13] oyalayacak bir uyarıcıya ihtiyaç duyarsınız.
[10:16] Fakat ağırlık merkeziniz kendinizdeyse bu kez kendi
[10:20] kendinizle kendi düşüncelerinizle ve
[10:22] yapıtlarınızla rahatsız edilmeden ilgilenmek acil bir
[10:25] gereksiniminiz hâline gelir. Yalnızlık, hoşnutluk verir.
[10:29] Ve kişinin kendi kendisiyle baş başa kalabilmesi en değerli
[10:33] mülkü olur. Aristoteles'in nicomaca etikte
[10:37] dediği gibi mutluluk kişinin kendi kendisiyle baş başa
[10:40] kalmasında görünür ama şovunar'un açtığı parantezle dar
[10:44] kafalılar için değil.

Shows are listed from Apple Podcasts' charts and directory, and Podcast Index where it is used. Every show and episode belongs to its publisher and plays from the publisher's own feed; this site hosts none of them.
