# Bayramların Felsefi Anlamı

An episode of [Varoluşun Halleri](https://invisiblenetwork.ai/podcast/1876606994), 19 Mar 2026, 22 min.

Audio: https://anchor.fm/s/10cf29ab0/podcast/play/117167563/https%3A%2F%2Fd3ctxlq1ktw2nl.cloudfront.net%2Fstaging%2F2026-2-19%2F420346515-44100-2-8d9a500264c23.m4a

Ramazan Bayramı’ndan Mircea Eliade’nin kutsal & profan ayrımına uzanan bu bölümde, bayramların zamanı ve anlamı yeniden kuran bir ritüel olduğunu tartışıyoruz. Seküler yaşamda bile devam eden bu tekrarların, insanın dünyayı deneyimleme biçimini nasıl dönüştürdüğünü ve “kutsal”ın aslında gündeliğin içinde nasıl açığa çıktığını keşfediyoruz. Mircea Eliade'nin "Kutsal ve Kutsal - Dışı" adlı efsanevi çalışması için: https://tamadres.com/kutsal-ve-kutsal-disi-mircea-eliade-kitabi-180174-9786051714998

## Transcript

[0:00] Merhaba ben Pelin, Dilara çolak varoluşun halleri adlı bu
[0:04] podcast programımda felsefenin bir yaşam biçimi olabileceğini
[0:08] hatırlatmaya çalışıyorum. Her bölümde hepimizin yaşadığı
[0:12] gündelik bir krizden yola çıkarak bir filozof bu konuda ne
[0:15] düşünürdü? Diye soruyoruz.
[0:22] Islam geleneğinde Ramazan Bayramı dönemindeyiz.
[0:25] O yüzden size bu bölümde bayramlarla ilgili hem ilginç
[0:29] hem de bence oldukça isabetli bir fikirden söz etmek
[0:31] istiyorum. Bayramlar toplumun farklı
[0:33] kesimlerinde bile ritüelistik bir biçimde yaşanmaya devam
[0:36] ediyor. Mesela ben seküler bir çevrede
[0:39] büyüdüm ve her ne kadar türk dizileri böyle seküler aileleri
[0:43] Müslüman misafirlerine domuz ikram edecek kadar kopuk
[0:46] resmetmeyi sevse de bu yemeğin adı nedir?
[0:48] Domuz eti kızartması ne? Benim deneyimimde durum hiç de
[0:52] öyle değildi. Seküler ailelerde bile bayram
[0:55] öncesi temizlik yapılır. Şeker ve çikolata alınır,
[0:59] misafir gelir diye ev hazırlanır ya da ziyaretlere gidilirdi.
[1:05] Yani bakıldığında inançtan bağımsız olarak bayram dediğimiz
[1:09] şey çoğu zaman topluluk içinde ilişkilerin onarılması ve
[1:13] paylaşım etrafında kuruluyor. Mesela bayram sabahlarını
[1:16] düşünün. Garip bir şekilde birbirine
[1:18] benzer. Aynı kahvaltı sofraları
[1:20] hazırlanır, aynı mesajlar atılır.
[1:22] Hatta o mesajlar birebir aynıdır.
[1:24] Gerçekten ve aynı ziyaretler yapılır.
[1:27] Çünkü bayramlarda görüşülen insanların bir listesi ve
[1:31] hiyerarşisi vardır. Ama buna rağmen hiçbir bayram
[1:34] tam olarak da aynı değildir. Bir açıdan çünkü her ne kadar
[1:38] ritüel tekrar etse de o ritüelin içerisinde yeniden kurulan bir
[1:43] şey vardır zamanın kendisi. Bu fikir 20.
[1:48] Yüzyılın en etkili dinler tarihçilerinden birche eliade'ye
[1:52] dayanıyor. Eliade üzerine detaylı bir
[1:55] şekilde konuşacağız ama şimdi başlangıçta bir kaba taslak
[1:58] resim çizmek gerekirse o şunu söylüyor, biz modern insanlar
[2:02] zamanı çizgisel yaşarız ya da çizgisel bir şekilde
[2:05] yaşadığımızı zannederiz, sıfır olur 1234 binler, 1500, 1600,
[2:11] 1702, 1023, 2024, 2025 akan bir şey var değil mi?
[2:15] Ve geçmiş geride kalır. Ama bazı özel günler var ki bu
[2:21] özel günler çizgisel akışı kırar ve o günler zamanı bir adım daha
[2:26] ileri taşımak yerine onu yeniden açar.
[2:29] Yani aynı an mesela Ramazan bayramını düşünün.
[2:32] Tekrar tekrar tekrar tekrar sahnelenir.
[2:36] Bu açıdan baktığımızda bayram dediğimiz şeyin sadece bir
[2:40] kutlama olmaktan çok daha fazlası olduğunu
[2:42] görebileceğimizin iddia ediyor. Eliade çünkü biz zamanın
[2:46] döngüsel olarak yeniden kurulduğunu görüyoruz ve bu
[2:50] döngüsel kurulumla kaotik olanı yeniden kozmos yani düzen haline
[2:56] getirmeye çalışıyoruz diyecek. Umarım herkes soyut dışında
[2:59] becerilerini açmıştır. Bu bölümde biraz daha sembolik
[3:02] ve katmanlığı düşüneceğiz. Şimdi ben de bu fikir üzerine
[3:06] birlikte düşünelim istiyorum. Yani Bayramı böyle salt
[3:09] metafizik bir inanç meselesinden çıkartalım.
[3:11] Hangi dine mensupsun veya o dinin ortaya 60 olduğu metafizik
[3:15] iddialar doğru mu? Tanrı var mı, yok mu değil de
[3:18] bayram kavramını bir zaman bir tekrar, bir anlam teknolojisi
[3:23] olarak ele alalım ve şu sorunun peşine düşelim istiyorum, acaba
[3:27] bayram tanrıya inanıp inanmamaktan bağımsız olarak
[3:30] dünyayı sıradan olmaktan çıkaran bir pratik olabilir mi?
[3:34] Ve bunu sadece bay. Şimdi değil de diğer özel
[3:36] günleri de kapsayan bir şekilde düşünebilir miyiz?
[3:39] Yani kutsal olanla gündelik olan arasındaki o farka odaklanalım
[3:44] istiyorum. Bugün günün anlam ve önemine
[3:46] istinaden. Eliadi çalışmalarıyla benim
[3:51] müthiş derecede etkilemiş biri, özellikle inanç konusundaki daha
[3:55] radikal sezgilerimi böyle fenomenolojik bir derinlikle
[3:58] buluşturma imkânı verdi. Benim de deneyimdeki hakikat
[4:01] dediğim şeyle eli yerde bu noktada kesişiyor.
[4:04] O yüzden önce biraz ondan bahsedeyim istiyorum kendisi
[4:07] romanyalı. Bu yüzden ismi mert'i değil mi?
[4:09] Mirche olarak telaffuz edilmeli mirche eliade öncelikle felsefe
[4:13] eğitimi alıyor. Bükreşte ve tanrı inancı olmadan
[4:16] da kutsal deneyim mümkün mü diye düşünüyor daha doğrusu.
[4:20] Mal deneyimin kendisini düşünmeye yöneliyor ve bu soru
[4:23] onu hindistan'a götürüyor. Hindistan'da sanskrit ve yoga
[4:27] üzerine çalıştıktan sonra avrupa'da amerika'da akademik
[4:30] kariyerini sürdürerek özellikle böyle ikinci Dünya Savaşı
[4:33] sırasında diplomatik görevlerde bulunuyor ve Chicago
[4:36] üniversitesi'nde dinler tarihi alanında da önde gelen bir figür
[4:40] oluyor. Bunların yanı sıra aynı zamanda
[4:42] roman ve hikayeleriyle de tanınan bir yazar olduğunu
[4:45] söyleyebiliriz onun. Onunla ilgili ilginç olan şey,
[4:48] şu eli alıştığımız anlamda bir din teorisi yeni değil.
[4:53] Yani bir teolog gibi çıkıp dinlerin metafizik iddialarını
[4:57] savunmaz ya da çürütmez. Onun derdi bambaşka bir yerde
[5:01] dinin dünyayı insan için nasıl kurduğunu anlamaya çalışıyor.
[5:06] Insan neden kutsal olmadan yaşayamaz?
[5:08] Bunu soruyor. O yüzden onun yaklaşımı oldukça
[5:11] fenomenolojik. Çünkü fenomenolojik geleneği
[5:14] hatırlayın. Youtube'da bunun üzerine bir
[5:16] videom vardı. Bir fenomenolog özne nedir,
[5:19] nesne nedir diye ikisini de böyle.
[5:22] Salt kendisindeki müstakil mevcudiyetlerinde incelemez.
[5:25] Öznellik ve nesnellik kutupları esasen onların ilişkisinde
[5:29] anlaşılır. O ilişki hem özneyi hem de
[5:31] nesneyi var eder. Bu perspektiften baktığımızda
[5:34] insan ve tanrı dediğimizde tanrı var mı?
[5:37] Değil, insan ve tanrı arasındaki o ilişkiselliği o deneyimi
[5:40] inceler değil mi? Çünkü bilebileceğimiz tek şey o
[5:43] deneyimin kendisidir ve deneyim zaten bizim için varlığı ifşa
[5:47] eder veya açar. Şimdi eliya dede şunu söylüyor,
[5:51] insana baktığımızda yaşamına baktığımızda bazı anları
[5:54] diğerlerinden farklı yaşadığını görüyoruz.
[5:56] Bazı anlar bizim için daha yoğun, daha merkezli, daha
[6:00] anlamlı geliyor değil mi? Bilim James ki o da başka bir
[6:05] deneyimi önceleyen düşünür. Dinsel deneyimin çeşitleri adlı
[6:08] kitabında buna the mor demişti. Ne demek bu mor deneyimdeki
[6:13] fazla an yani deneyimimiz içerisinde gündelik deneyim
[6:17] içerisinde böyle aşırı yoğunlaşan bir fazlanın olduğunu
[6:21] hissettiğimiz bir an ki James de dindar bir insan değildi mesela
[6:24] mizacı gereği öyle söylüyor kendisi.
[6:27] O yüzden ben bunları anlatırken şimdi bu adam allah'a inanıyor
[6:29] mu, inanmıyor mu ya da hangi dine mensup diye düşünmek bana
[6:32] kalırsa biraz sığ bir yaklaş. Olur.
[6:34] Biz şu anda inanma durumunu ya da bazı şeylerin nasıl bizim
[6:38] için diğerlerine göre daha yoğun daha fazla olduğunu düşünüyoruz
[6:42] ve bu seküler deneyimin içerisinde de bulunabilir.
[6:45] Mesela gökyüzüne baktığınızda sizden daha büyük bir şeyin
[6:48] parçasını olduğunu hissettiğiniz bir an olabilir, sanatta
[6:51] olabilir, aşk da olabilir. Sadece bu deneyimin içerisindeki
[6:54] farklılaşan yoğunlaşmış anları düşünmenizi istiyorum.
[6:58] O yüzden eliade James kişilikleri önemsiz, tamamen
[7:02] deneyimdeyiz ne demiştik? James'ın mor dediğine eliade
[7:07] kutsal diyor. Bunu şöyle düşünün, kutsal
[7:09] olanın karşıtı profan yani kutsal dışı iki tane deneyimsel
[7:14] kırılma ya da deneyimin iki farklı çeşidi var diyelim.
[7:17] Biri kutsal biri de kutsal dışı profan profan gündelik, sıradan
[7:21] olan demek kelime de zaten böyle etimolojik kökenine baktığımızda
[7:25] tapınağın dışarısı kavramından geliyor profun yani.
[7:29] Tapınak, kutsal mekanın kutsalın dışı böyle felsefi kavramların
[7:33] mekanla işte pozisyonel ilişkisi beni çok etkiliyor.
[7:37] Dünyayı bir daha gelirsem. Mimarlık tarihi çalışmak
[7:39] isterim. Kutsal ile profona arasında da
[7:42] keskin bir ayrım var ve bu ayrım esasen yaşantısal çünkü bir taş
[7:48] düşünün ya da mermer diyelim aynı mermer bir yerde bir
[7:52] sitenin inşaatı için kullanılan herhangi bir malzeme iken bir
[7:55] tapınağın inşası içerisinde bir mekânda bir anda kutsal hale
[7:59] gelebiliyor ve bu dönüşüm yani mermerin sıradan bir nesne olmak
[8:03] yerine kutsalın tezahürü haline gelmesi, esasen şeyin
[8:07] kendisinden mermer'in kendisinden değil de.
[8:10] Insanın ona yönelme biçiminden doğuyor, değil mi?
[8:13] Burada haydigere selam olsun çünkü bu mermerin kendi
[8:17] malzemesel mevcudiyetini İptal ederek tapınak haline gelmesi
[8:20] örneği, onun kitabından, onun çalışmasından, sanat eserinin
[8:23] kökeni üzerine de bahsetmiştim. Şimdi biz de şunu görmeye
[8:27] başlıyoruz, önemli bir kavram var.
[8:30] Düşünmemiz gereken hiyerogani. Hiyerofani elyadenindeyimiyle
[8:35] kutsalın kendisini göstermesi demek.
[8:37] Ama burada dikkat etmemiz gereken bir nüans var.
[8:41] Çünkü kutsal böyle gökten inen ayrı bir varlık gibi değil de
[8:45] gündelik olanın içinde açığa çıkan bir boyut olarak
[8:48] düşünülüyor. Yani mermeri yeni hatırlarsanız
[8:50] gündelik bir malzeme ve o malzemenin kendi sınırlarını
[8:54] aşarak deneyim de yaşantıda kutsalın tezahürü haline
[8:58] gelmesi, yani gündelik olanın içerisinden açığa çıkan bir
[9:01] boyut haline geldiğinden söz ediyoruz.
[9:03] Sanki başka bir dünya yok da bu dünyanın içerisinde bir yoğunluk
[9:08] anı var. Hani paul valeri demişti ya
[9:11] başka bir dünya var ama bu dünyanın içinde aynı hesap
[9:15] kutsal olan var ama o kutsal olan esasen bu dünyanın buradaki
[9:19] deneyimin içerisinde bir yön haline geliyor ve bu açıdan
[9:23] bakınca da tanrı'nın klasik anlamda böyle dışsal aşkın bir
[9:27] varlık olmaktan çıktığını daha çok deneyimin aşkınsal bir
[9:31] ekseni haline geldiğini görüyoruz.
[9:33] Deneyimin kendisindeki bir yön haline geliyor.
[9:36] Tabii elliade bunu açıkça söylemiyor çünkü.
[9:39] Adam fenomenolog ve yani ilgilendiği şey tanrı var mı yok
[9:41] mu? Metafizik bir varlık olarak hadi
[9:43] onun ontolojisini inceleyelim değil de tam da bu yönelimsel
[9:47] ilişkiyi incelemek ve benim ondan çıkardığım sonuç bu.
[9:50] Insan dünyayı bazı anlarda anlam yön ve merkez duygusuyla
[9:56] deneyimliyor ve işte bu yoğunluk kutsalın kendisi.
[10:00] Keza elyadin de kutsal ve din dışı adlı eserinde yaptığı şey
[10:05] tam olarak bu. Çünkü dinsel insan ile modern
[10:08] seküler insanın dünyayı deneyimleme biçimleri arasındaki
[10:11] farkı göstermeye çalışıyor. Bu kanonik eser kutsal ve din
[10:14] dışı adıyla alfa kitaptan çıktı. Mutlaka okumanız lazım yani o
[10:18] yüzden açıklama bölümünde bağlantısına da koydum.
[10:21] Çünkü kutsal deneyimi üzerine okunabilecek böyle 101 tadında
[10:24] en kafa açan kitaplardan bir tanesi.
[10:27] Orada dinsel insanın ki hani latince terminolojiye uygun bir
[10:31] şekilde söylersek komoli cius dinsel insanın dünyayı
[10:34] deneyimleme biçimiyle modern dindışı insanın dünyayı
[10:38] algılayışı arasında bir ayrım olduğunu söylüyor ve onun bu
[10:42] iddiasını antropolojik olarak gözlemleyebiliriz.
[10:44] Şimdi bu dinsel insan homoreli josusus için dünya bizim
[10:49] genellikle düşündüğümüz gibi nötr bir uzam değil, nötr bir
[10:52] mekan değil dünya. Başlangıçta bir kaostur ama
[10:57] insan bu kaosun içerisinde yaşayamaz ve onun burada
[11:00] yaşayabilmesi için dünyayı kurması gerekir.
[11:03] Buradaki kurma işlemini fiziksel bir açıdan düşünmemek lazım.
[11:07] Sembolik bir anlamı var değil mi?
[11:09] Yani dünya dediğimde ben fizikçilerin dünyasından soluk,
[11:12] mavi noktadan bahsetmiyorum. Yaşantı dünyasından
[11:15] bahsediyorum. Bu kısım da çok fenomenolojik
[11:17] yaşanılan dünyadan söz ediyorum. Sonuçta bunu şöyle de
[11:20] düşünebilirsiniz, evinizde bir kedi vardır ve kedinizle uzay
[11:24] zamanda benzer koordinatlardesinizdir ama sizin
[11:28] dünyanıza kedinizin dünyası birbirinden farklıdır.
[11:30] Çünkü o dünya içerisinde o fiziksel dünya içerisinde her
[11:33] şey sizin için eşit derecede anlamlı değildir.
[11:35] Bazı şeylerle ilişkilenirsiniz ve kendi dünyanızı kurarsınız.
[11:40] Ilya de şunu söylüyor, ilkel insanlardan beri baktığımızda
[11:43] insan bir yere yerleştiğinde sadece bir ev inşa etmekle
[11:47] kalmıyor, aynı zamanda bir kozmos bir düzen kuruyor ve onun
[11:50] bu konuyla ilgili verdiği çok ünlü bir örnek var.
[11:53] Avustralya'daki asilpa kabilesi. Bu kabile göç ederken yanlarında
[11:58] kutsal bir direkt taşıyorlar ya bir direğimiz var ve kutsal bu
[12:02] direkt yere dikildiği an orası artık böyle sıradan bir yer
[12:06] olmaktan çıkıyor ve dünyanın merkezi haline geliyor ve direkt
[12:09] yıkıldığında ise dünya çöküyor. Orada yaşamak artık mümkün hale
[12:13] gelmiyor. Çünkü ne demiştik o direkt yön
[12:16] duygusu kaybolmuş oluyor. Bu örnek bize şunu gösterdi,
[12:21] merkez dediğimde ben coğrafi olarak dünyanın gerçekten
[12:24] merkezi neresi demiyorum? Var oluşsal bir merkezden
[12:27] bahsediyorum. Çünkü insan bu merkez duygusu
[12:29] olmadan yaşayamıyor. Çünkü merkez yön demek yönde
[12:33] anlam demek ve böylesi bir yapının kutsal direkt yapısının
[12:38] neredeyse tüm ilkel toplumlarda karşımıza çıktığını görüyoruz.
[12:41] Kuzey asya ve aktif halklarının da çadırlarında bir orta direk
[12:46] var ve bu direkt çadırın yapısını taşımaktan çok daha
[12:49] fazlası. Çünkü onlar gökyüzü ile
[12:51] yeryüzünü birbirine bağlayan bir eksen olduğunu düşünüyorlar.
[12:55] Tam da bu nedenle kurban kesilecekse bu direğin dibinde
[12:59] yapılıyor. Çünkü orası sadece bir yer,
[13:01] sadece bir taşıyıcı sütun değil, bir açıdan bir geçit anlamına
[13:05] geliyor değil mi? Merkez orası işte biz kutsal
[13:08] mekan dediğimizde. Böyle mimari açıdan fiziksel bir
[13:12] yerden söz etmiyoruz. Bir kırılmadan bahsediyoruz.
[13:15] Bu yüzden dindar insan için mekân nötr değil.
[13:18] Kırılmalar var ve eliade'de de bunu şu şekilde söylüyor,
[13:22] kutsalın ortaya çıkışı, kutsal direğin ortaya çıkışı homojen
[13:26] zannettiğimiz uzamda bir yarık açıyor.
[13:29] Artık orada bir kırılma oluyor ve bu yarık sayesinde dünya
[13:33] anlamlı hale geliyor. Çünkü artık yukarısı aşağısı
[13:38] içerisi dışarısı merkez ile çevre ayrılıyor.
[13:44] Ve ev demiştik. Eve geri dönersek ilkel
[13:47] insanların ilkel toplulukların evlerini dünyanın bir modeli
[13:51] olarak kurduklarını görüyoruz. Bu yüzden her konut bir imago
[13:56] mundi'dir diyor. Imago mundi kavramını ilk kez
[13:59] duyuyorsanız dünyanın imgesi dünyanın tasviri demek.
[14:02] Yani kozmik düzeni tanrısal hiyerarşiyi, insan evren
[14:06] ilişkisini temsil ediyor ve bu açıdan bir ev inşa ettiğinde
[14:10] onlar dünyayı da yeniden yaratıyorlar kendilerince.
[14:14] Şimdi ona çok somut bir örnek, vericem hiçbir şey
[14:16] anlamadıysanız da bu saatten sonra anlayacaksınız.
[14:18] Birçok kültürde ev yapılırken kurban ritüelleri var.
[14:22] Mesela türkiye'de bile bunu görürsünüz, insanlar inşaata
[14:25] başladıklarında ada kadarlar değil mi?
[14:27] O adağı da inşaat temeli üzerinde yaparlar.
[14:30] Neden? Çünkü o inşaat esasen sadece bir
[14:34] inşaat değil, bir kozmogoninin tekrarıdır.
[14:37] Eliade'ye göre ve modern insan böyle düşünmüyor.
[14:40] Bunlar ilkel çağlardan kalan alışkanlıklar derseniz bunun
[14:44] üzerine de tekrar düşünmemiz gerekir.
[14:46] Bir AVM ile bir tapınak arasında eğer seküler bir insansanız
[14:50] sizin için ontolojik açıdan bir fark olmayabilir.
[14:53] Yani sadece işlevsel farklılık vardır ama eliade burada çok
[14:56] ince bir şey yakalıyor bence. Biz bile modern insanlar ya da
[15:00] seküler insanlar olarak mekanın homojenliğini, nötrlüğünü
[15:04] yaşayamıyoruz. Çünkü bazı açılardan bizim için
[15:07] farklıdır. Mesela doğduğunuz evi düşünün
[15:09] daha farklı bir yer ya da ilk aşık olduğunuz sokağa düşünün.
[15:12] Daha farklı bir yer, ilk yalnız kaldığınız şehri düşünün.
[15:15] Ilk öğrencilik evinizi düşünün. Bu açıdan din dışı insan bile
[15:19] kendi özel kutsal mekanlarını üretiyor.
[15:22] Ne demiştim? Çünkü kutsal göksel bir şey
[15:24] olmak durumunda değil. O deneyimdeki aşkınsal bir yön
[15:27] demiştim ve bu mekanlar resmi olarak kutsal olmasa da deneyim
[15:31] düzeyinde sıradan değildir. Deneyim içerisinde bütün sıradan
[15:35] mekânların yanında bir yarı kaçar.
[15:37] O yüzden bana ilginç gelen yer burası.
[15:39] Ben böyle daha seküler maneviyat açısından baktığımda ki benim
[15:43] ilgi alanımda bu seküler mekan. Yerin bile tam anlamıyla seküler
[15:48] olamadığını, çünkü kutsallığını başka bir dilde farklı
[15:52] şekillerde yeniden yaşamaya devam ettiğini görüyoruz.
[15:57] Biraz daha devam edelim. Kutsal mekandan kutsal zamana
[16:00] gelelim bayramla da ilişkili olarak.
[16:02] Çünkü kitap bir kutsal mekan 1'de kutsal zaman ekseninde
[16:05] açılıyor. Zaman meselesi de benzer bir
[16:08] yapıyı takip ediyor mekanda olduğu gibi.
[16:11] Şimdi ilkel insan için zamanda homojen değil, nasıl ki bütün
[16:14] mekan nötr değilse zaman da her birbiriyle eş değer değil.
[16:19] Zamana baktığımızda da onun büyük bir kısmının sıradan akış
[16:22] olduğunu görürüz. Ama bazı anlar var ki zamanın
[16:25] kendisi yoğunlaşıyor ve bu anlarda genellikle ritüeller
[16:29] aracılığıyla açılıyor. Mesela bir Bayramı düşünün.
[16:32] Bir kurban törenini düşünün ya da bir mitin yeniden
[16:35] canlandırılmasını düşünün. Bunların hepsi aynı şeyi
[16:38] yapıyor. Ne yapıyor?
[16:40] Zamanı geri çekiyor yani başlangıçtaki bir ana geri
[16:43] dönüyorsunuz mesela bunu kurban bayramlarında görürsünüz.
[16:45] Oğlunu kurban etmesi anlatısına geri dönmek değil mi?
[16:49] Her bir kurban kesen kişi o anla özdeşleşiyor.
[16:52] O ana geri dönüyor ve zamanın çekilmesi az önce konuştuğumuz
[16:57] şeyi hatırlarsak akıp giden bir zaman içerisinde böyle bir
[17:00] çizgisel anlayış içerisinde sanki yeniden düzeni yeniden
[17:05] kutsalın yaratılması gibi. Eliadin'in ifadesiyle bu 1'in
[17:09] illoo tempor e deneyimi yani o zamanda dünyanın o ilk kurulduğu
[17:13] anı geri dönmek isteğini yansıtıyor insanın.
[17:16] Ve bu eksende baktığımızda bayramın da takvimsel bir olay
[17:20] olmaktan daha fazlası olduğunu görüyoruz.
[17:22] Ontolojik bir olay bir açıdan. Çünkü dünyayı bir anlığına
[17:25] yeniden yaratıyorsunuz. Neden peki dünyayı yeniden
[17:28] yaratıyoruz? Şimdi dünya sürekli yıpranıyor
[17:31] değil mi? Gündelik yaşam içerisinde dünya
[17:34] kirleniyor, dağılıyor, anlamsızlaşıyor, ilişkilerimiz
[17:37] bozuluyor ve kaotik bir hale geliyor.
[17:41] Bu ritüeller bu yıpranmayı adeta siliyor.
[17:45] Dünyayı kaostan yeniden kozmos haline getirme çabası olarak
[17:48] düşünmek lazım. Eliade'de de bu yüzden bu gibi
[17:51] ritüellerin bayramların çoğunun aslında bir yeniden yaratım
[17:54] süreci olduğunu söyler. Mesela burada en basit anlamda
[17:57] şunu hatırlayabiliriz değil mi? Bayram dediğimizde işte küsler
[18:00] barışır, kirli mekanlar temizlenir.
[18:03] Insanlar gider işte bedenlerine bakarlar.
[18:06] Temiz kıyafetler giyinirler değil mi?
[18:08] Kaotik olan huzursuz bir olaydan yeniden huzurlu yaratıma gidiş
[18:12] döngüsü ve bu yüzden bunun bir çeşit ontolojik yeniden Doğuş
[18:16] olduğunu söyleyecek. Bunu sadece Ramazan Bayramı
[18:21] örneği olarak düşünmemek lazım. Çünkü yılın sonunda da eski yıl
[18:25] sembolik olarak yok ediliyor ve yeni yıl dünyanın yeniden
[18:28] yaratılması olarak kutlanıyor. Modern insanın zamanına
[18:32] baktığımızda da özellikle işte yılbaşı gibi yeni yıl gecesi
[18:35] herkesin yeni dileklerde bulunması ve 1 ocak sabahı
[18:38] hayata yeniden başlamışız. Yeni bir şansımız varmış gibi
[18:41] davranmamız, doğum günlerimiz, mezuniyetlerimiz hatta pazartesi
[18:45] sabahları bile bizim için küçük başlangıç anları gibi yaşanıyor.
[18:49] Ve burada şunu görüyoruz, tıpkı ilker, insan gibi modern insan
[18:53] da o akıp giden çizgisel zamanı bölmeye devam ediyor.
[18:56] Haftanın başlangıcı bile öyle değil mi?
[18:58] Bu hafta farklı olacak dediğimiz anda biz liner zamanı kırmaya
[19:02] başlıyoruz. Peki neden bu akıp giden liner
[19:06] çizgisel sıradan profan zamanı kırıp onda yarıklar açmak
[19:10] istiyoruz? Çünkü bu prof sıradan zaman tek
[19:14] başına yaşanabilir değil, insan için sıradan zaman anlam
[19:17] üretmiyor değil mi? Sadece sürüyor bu yüzden.
[19:20] Insanlardan itibaren insanın zamanı bölmek zorunda olduğunu
[19:23] görüyoruz ve bu bölme işlemi de ritüel aracılığıyla
[19:26] gerçekleşiyor. Reçel zamanı durduramasa da
[19:30] kırıyor, onu kesiyor ve o kırılmanın içerisinde başka bir
[19:34] zaman açıyor ve buna da biz kutsal zaman diyoruz.
[19:38] O yüzden şunu sorarak bitirmek lazım.
[19:40] Burada kesin bir yanıt elbette yok.
[19:42] Sadece bir birlikte düşünmek için ortaya atılan bir tokmuş
[19:46] gibi düşünün. Biz bugün kutsalı başka
[19:49] isimlerle yaşamaya devam mı ediyoruz aslında.
[19:51] Yani eliadenin dediği gibi homoeli jius olmak kutsaldan
[19:56] arındırılamaz olmak mı? Yani bu aslında bizim için
[19:59] varoluşsal bir mesele mi, insan olmanın varlığının, varoluşunun
[20:03] özü mü bu değil mi? Deneyimler içerisinde yarıklar
[20:06] açmak ve sıradan olanı kutsal olan.
[20:09] Getirme çabası zamanın aslında düz bir çizgi olmadığını,
[20:12] mekanın aslında nötr olmadığını ve insanın da aslında sandığı
[20:17] kadar din dışı seküler olmadığını söyleyebilir miyiz?
[20:21] Insan peki neden böyle yaşamak zorunda?
[20:23] Zamanı neden bu şekilde yaşamak zorundayız?
[20:26] Çünkü insan sadece yaşayan bir varlık değil, aynı zamanda
[20:31] yeniden başlamaya ihtiyaç duyan bir varlık değil mi?
[20:34] Anlam arayan bir varlık ve bulamadığında da o anlamı
[20:37] yaratmaya cesaret eden bir varlık.
[20:40] Ve bu açıdan baktığımızda eğer bu söylenenler sizin için
[20:44] anlamlı ve doğruysa bayramları da sadece kültürel bir kalıntı
[20:47] olarak görmek mümkün değil. Bir yeniden yaratım kaotik
[20:52] olanın yeniden kozmosa dönüştürülme çabası olarak
[20:55] düşünülebilinir belki. Diyerek bölümü burda
[20:59] kapatıyorum. Çok ilginç bir bayram özel
[21:02] bölümü oldu ama bence düşünmeye değer konular.
[21:04] Özellikle kendimizi anlamak istiyorsak podcast programımı
[21:07] takibe alırsanız çok sevinirim. Çünkü sıfırdan başladım.
[21:10] Biliyorsunuz daha önce felsefenin izinde adlı podcast
[21:13] programını yapıyordum ve varoluşun halleri yeni başlayan
[21:16] sadece 5 bölüm yayınlamış bir program.
[21:18] O yüzden takibe alırsanız bildirimler için zili açarsanız
[21:22] ve hatta apple podcastden dinliyorsanız yorum yaparsanız
[21:25] çok sevinirim iyi bayramlar.

Shows are listed from Apple Podcasts' charts and directory, and Podcast Index where it is used. Every show and episode belongs to its publisher and plays from the publisher's own feed; this site hosts none of them.
